Türkiye telekomünikasyon sektöründe neden bir marka olmasın?

Türkiye telekomünikasyon sektöründe neden bir marka olmasın?
Oğuz Haliloğlu
Defne Telekomünikasyon CEO’su Oğuz Haliloğlu

Telekomünikasyon sektörü Türkiye’nin katma değer ürettiği birkaç sektörden biri. Bu sektörde hem Türkiye’de hem de çevre ülkelerde edinilen ciddi bir bilgi ve tecrübe birikimi var. Ancak bu birikimler gerek Türk insanının yurt dışı pazarlara açılma ve girişimcilik eksikliği gerekse de tanıtım eksikliği sebebi ile henüz ne yazık ki hak ettiği şekilde paraya veya etkiye çevrilemiyor.

Bu tanıtım bizim gibi bir iki şirketin tek başına yapabileceği bir iş değil. Ülke olarak bir sektörde markalaşma çok sayıda üreticinin ve çok sayıda servis sunan şirketin bulunmasıyla olabiliyor. Teknoloji alanında Amerika Birleşik Devletleri’nin, elektronik alanında Çin’in, yenilik alanında Japonya’nın ve yazılım alanında da Hindistan’ın markalaşma süreçlerini incelediğimizde bunu çok net görüyoruz. Oysa maalesef Türkiye’de teknoloji şirketi sayısı çok az. Bu sayının çok daha fazla olması ve her birinin tüm dünyaya ürün ve hizmet sunuyor olması gerekiyor. Türkiye’nin bu sektördeki bilinirliliği ancak o zaman artar.

Evet, yazılım deyince marka olarak herkesin aklına Hindistan geliyor. Ama bu sadece bir marka. Bizim Hindistan’da ofisimiz var. Çalışanlarımız var. Hindistan’a Türkiye’den yazılım ihraç ediyoruz. Hiç kimse Hindistan pazarından, Hintli yazılımcılardan, yazılım evlerinden korkmasın. Türkiye olarak bu sektörde iyiyiz. Bunu yıllardır orada iş yapan, Hindistan’a yazılım satmış biri olarak söylüyorum. Bu marka ülkeleri gözümüzde büyütmeyip kendi güçlü yanlarımızı ortaya koyabilmeliyiz.

Sektörde markalaşma bir iki şirketin çabası ile olmaz

Defne Telekomünikasyon olarak her sene Mobile World Congress’e katılıp kendi standımızda tanıtım yapıyoruz. Ancak sadece bizim tanıtım yapmamız veya İstanbul Ticaret Odası’nın Kongre’de bir stant kurarak 8-10 tane şirketi götürmesi kesinlikle yeterli gelmiyor. Mobile World Congress sektörün en büyük fuarı olmakla birlikte çok büyük sayıda bölgesel fuar da var. Bu bölgesel fuarlara da katılmak lazım. Hepsine zaman ve bütçe ayırmak gerekiyor. Bu, şirketlerin tek başına altından kalkabileceği bir iş değil. Ticaret ataşeliklerimizden bu fuarlarla ilgili özellikle küçük şirketlere yönlendirici ve yardımcı olmalarını bekliyoruz. Biz bu yollardan uzun zaman önce geçtik ve bu zorlukları aşmış durumdayız. Neyi nerde ne zaman yapacağımızı, hangi ürünümüzü hangi pazarda hangi fuarda tanıtacağımızı gayet iyi biliyoruz. Ama yeni kurulmuş olan start-up’lar, 3 kişilik 5 kişilik 10 kişilik ama çok başarılı küçük şirketler var. Bu küçük firmalara Türkiye’de olmalarından dolayı dezavantaj yaşatmamak gerek. Bu şirketler eğer Amerika’da, İsveç’de, Finlandiya’da veya İsrail’de olsaydı devlet ellerinden tutup yurt dışı fuarlara götürecekti ve masraflarını da karşılayacaktı. Kendi ürünlerini ve çözümlerini tanıtmalarını sağlayacaktı. Şimdi bizde bu faaliyet eksik olduğu için Türkiye maalesef bir marka değeri henüz oluşturamıyor. Sunduğumuz çözümler de takip eden ürünler şeklinde oluyor. Yani piyasada yenilikçi, tamamen yeni “bakın işte bu Türkiye’den çıkmış bir teknoloji” diyebileceğimiz ürünler maalesef çok az sayıda. Marka bilinirliliğini iki şekilde arttırabilirsiniz; ya başka hiç kimsede olmayan vurucu ürünler çıkartırsınız ve insanlar derki “evet bu ürün Türkiye’de vardır oraya bakalım”, ya da çok sayıda karınca gibi şirketle dünyanın her bir tarafını kaplarsınız ve onlara ürün ve çözüm satarsınız. O zaman da şu algı oluşur “biz bu alanda Türk şirketlerine bakarsak oradan uygun bir çözüm bulabiliriz.” Ancak bu ikisinden biri olduğu takdirde telekomünikasyon ve yazılım alanında Türkiye’nin önü tamamen açık olur. Mühendislerimiz eğitimli ve yetenekli, mobil operatörlerimiz çevre operatörlere göre teknoloji ve bilgi birikimi açısından öncüler. Ancak kendi etraflarında bir ekosistem oluşturma ve bu ekosistemin çevreye doğru yayılmasını sağlama ve iş birliği konusunda biraz zayıflar. Bunun aşılması gerekiyor.

Önümüzdeki en önemli trend büyük veriyi yapay zeka ile gelire çevirmek

Büyük veri (Big Data) çağımızın en önemli konularından biri. Çünkü her yerden muazzam veri akıyor. Otomobillerin hareketi, insanların cep telefonlarıyla, sabit hatlarla, bilgisayarlarla yaptığı her şey veri üretiyor ve bu veri muazzam miktarlarda.  Maalesef bu verinin büyük bir kısmı çöp oluyor, hiçbir işe yaramıyor ama içinde çok ciddi anlamda değerli olan bilgiler de var. Bunu vahşi batıda altın aramaya benzetebiliriz. Bir sürü kumu eliyorsunuz ama içinden çok az miktarda altın parçaları çıkıyor. Bunları birleştiriyorsunuz ve satıyorsunuz. Şu anda Google’ın Facebook’un Whatsapp’ın yaptığı iş aslında bu. Facebook neden bedava? Aslında bedava değil. Aslında Facebook’un ihtiyacı olan geliri biz kullanıcılar ona sağlıyoruz. Orda karşımıza çıkan reklamlar aptalca reklamlar değil herkesin boyuna posuna ve kilosuna uygun reklamlar. Ciddi bir analize dayanan, datanın çok ciddi bir yapay zeka ile harmanlanmasına ve insanların profillenmesine dayalı reklamlar. Bunun istatistikleri tutuluyor. Kaç tane reklamdan ne kadar dönüş oluyor, kaç kişi buradan tıklayıp bir şey satın alıyor, kaç kişi görüntülüyor, bilinçleniyor, gibi. Veriyi üreten biz insanlarız. Her hareketimizle bir veri üretiyoruz. Bu veri belli miktarda işe yarar bilgi içerirken büyük oranda tekrar eden ve hiçbir işe yaramayan bilgiyi içeriyor. Bunları ayıklamak, işe yaramayan kısmını atıp, işe yarar kısmını tutup paraya çevirmek gerekiyor. Bizim Defne Telekomünikasyon olarak odaklandığımız ve dünyanın da odaklandığı nokta bu. Biliyorsunuz dünyada veri üretme hızı her yıl katlanarak artıyor. Bu muazzam bir şey ama çok sürdürülebilir bir şey değil. Bir telefon operatörünün elinden geçen verileri örnek olarak incelersek; nerede olduğumuz, kiminle konuştuğumuz, hangi SMS’lere yanıt verdiğimiz, lokasyonumuz gibi günde yaklaşık 1 milyar kayıt işliyorlar. Her 40 saniyede bir yaklaşık olarak telefonunuzun nerede olduğu hangi baz istasyonuna bağlı olduğu, gezdiğiniz web siteleri, ne kadar konuşup hangi uygulamaları yüklediğinize dair milyarlarca veri üretiliyor ve bilgi olarak iletiliyor. Bu veriyi paraya çevirmek gerekiyor, esas konu bu. Nasıl gelir elde edilir temel soru bu!  Çok basit bir biçimde statik analizlerle yapabilirsiniz. Kaç insan ne kadar neyi kullanmış gibi. Bu statik analizler bize ancak bazı trendleri verebilir. Örneğin insanlar daha fazla internet kullanımına yönelirken daha az telefon konuşması yapıyor gibi trendler ortaya çıkartılabilir. Ama bizim asıl amacımız statik analizlerle göremediğimiz, farkına varamadığımız diğer cevherleri ortaya çıkarmak. Bunu da ancak yapay zeka ile yapabiliriz.

Sonuç olarak, Türkiye’nin telekomünikasyon alanında markalaşmasını, şirketlerin ve dolayısı ile ülkenin global düzeyde para kazanır duruma gelmesini istiyorsak sektörün devletin de yönlendirmesi ve desteği ile ortak hareket etmeyi öğrenmesi gerekiyor. Herkes elini taşın altına bir an önce koymalı.