Bir “Kodlama” furyası başladı, aman dikkat!

Bir “Kodlama” furyası başladı, aman dikkat!

Aslında hiç lafı dolandırmadan; “Bu kodlama = bilgi toplumu ve gelişmişlik, PISA testi için elzemdir lafları birer safsatadır…” diyip yorulmadan meseleyi aydınlatmayı! çok isterdim ama; neden böyle düşündüğümü ve bunun yerine neyi koyduğumu anlatmadan, pek öyle anlaşılacak bir konu değil bu “kodlama öğretelim” modası. Elbette işlettikleri okulları ayakta tutmaya çalışan başta özel ve sonra tüzel okulların yöneticileri de özellikle geçtiğimiz yıl PISA testinde Türkiye’nin aldığı başarısız sonuçların rüzgârı ile fark edilen! eğitim eksikliğini fırsat bilen çok bilenlerin gazı ile reklamlarında “kodlama öğretilir” minvalinde ifadelere bolca yer vermeye başladılar. Muhtemel ki pek çok anne baba da bunu çok ayrıcalıklı özel bir şey sanısı ile paracıklarını bu okullara dökmeye başladılar.

Gerçekten kimsenin kazancı ile uğraşmaya ve” düzgün giden” araba tekerine çomak sokmak gibi bir kastım olamaz ama; ülkede “eğitimde devrim, çağ atlama, atılım, yeniden yapılanma vb.!”  gibi gazlarla ne büyük miktarlarda gereksiz paralar harcandığını da gördükçe bir de bu açıdan bakınız demeden olmaz.

Toplumun inkişafı için, eğitimde gelişme şart idi

Meseleyi daha bilindik bir konu üzerinden örnekleyeceğim: Cumhuriyetin yeni kurulduğu ve pek çok konuda ciddi sıkıntıların olduğu yıllarda başlatılan eğitim hamleleri ile nitelikli bir eğitime kavuşan toplumda hem imkânların darlığı hem de talebin azlığına bağlı olarak, yabancı batı dillerinde eğitim veren okullar azdı ve dolayısı ile buralardan yetişen yabancı batı dili bilen insanımız da azdı. Bu nedenle mesela; o yılların Hariciye Nezareti (bugünün dış işleri bakanlığı)  dışındaki devlet kurumlarının yabancı ülkeler ile olan münasebetlerinde iletişim problemleri yaşanırdı ve genellikle sıkıntıyı gidermek üzere yabancı batı dillerinde eğitim alan az sayıdaki yetişmiş lise seviyesindeki öğrencilere çeviri konusunda görev verilirdi. Bu nitelikli öğrenciler az sayıda olduğu için çok kıymetliydiler.

Nerden nereye…? Hala eksikler olsa da, artık ne kamuda ne de özel sektörde yabancı dilde iletişim sorun olmaktan büyük ölçüde çıktı. Geçmiş yıllarda (neredeyse 70’li yılların sonlarına kadar) sadece İngilizce biliyor olmak, başlı başına bir işe alınırken çok önemli bir argümanken, şimdilerde ikinci ve hatta üçüncü bir dili bilmek tercih sebebi olur hale geldi.

Ülkemizde geç yaygınlaşan özellikle İngilizce dil eğitimi, 1757 yılından 1947 yılına kadar İngiliz sömürgesi olan Hindistan’da doğal olarak çok daha köklü bir biçimde yaygındı ve Hindistan hiçbir zaman İngilizce iletişim konusunda bizdeki gibi bir sıkıntı yaşamadı.

Gel zaman, git zaman; modern! dünyanın bilim de dâhil birinci iletişim dili İngilizce olunca da; Hintlilerin bu konudaki yazılı ve sözlü kaynaklara ulaşması da çok daha kolay oldu.

İnternet’in ve bilgi teknolojilerinin (90’lı yılların sonlarında yazdığım yazılarımda DKBT = Değer Katan Bilgi Teknolojileri dermişim ben) uluslar arası (TDK’ya rağmen) ortak dili de İngilizce olunca, Hintli öğrenciler bu konudaki kaynaklara kolayca ulaştılar ve henüz o yıllarda tüm dünya için yeni olan bu alanın merkezinde de yazılım (bizde şimdiki moda ifadeyle kodlama) olduğunu sandılar.

Ama bu durum o dönem için (70’li yılların ortalarından başlayıp, 90’lı yılların sonlarına kadar olan dönem) çok normaldi çünkü; o yıllarda bu kanaat zaten tüm dünyada neredeyse her çevrede aynı şekilde çok yaygındı ve akademik eğilim de bu alanda daha fazla yazılı kaynak üretiyordu. Henüz o yıllara mikroişlemciler gibi donanımla alakalı konular, çok daha az ele alınır ve alaka gösterilir durumdaydı. Hatta yapay zekâ bile 80’li yıllarda daha ziyade Prolog, Ada gibi özel yazılım dilleri minvalinde konuşulurdu.

Kapitalsizim madeni keşfediyor

İşte artık Fortran, Pascal gibi derlenen (bilgisayarcaya çevrilmiş) diller yanı sıra Basic gibi derlenmeyen (çalıştırılırken bir manada anında bilgisayarcaya çevrilen) daha basit seviyeli diller, özelikle meraklı ve heyecanlı  Hintli öğrenciler tarafından hızlıca öğrenilebiliyordu. Çünkü hem öğrenmek için bolca İngilizce kaynak vardı ve hem de bu diller de İngilizce ile kodlanıyordu. Daha meraklı ve heyecanlı öğrenciler için de; Asambly ve Machine Code gibi doğrudan bilgisayarca kodlanan daha ileri sistem seviyesi diller de mevcuttu. İngilizce bilen ve batı yaşamına özlem duyan Hintli öğrenciler deli gibi bu konuda çalışıyorlardı.

80’li yılların sonlarından itibaren hızla gelişen ve yaygınlaşan ABD ve Avrupa merkezli bilişim şirketleri, Hindistan’ın yazılım konusunda hem yeterli teknik seviyeye uygun olduğunu, hem de bu iş gücünün ABD’ye kıyasla çok ucuz ve kolay yönetilebilir olduğunu fark ettiler.

Elbette 2000’li yılların başında, yazılım faaliyetleri ile 6,5 milyar dolara yakın bir gelir elde eden bir ekonomiyi yok saymak haddim değil. Ama bilişim teknolojilerine yön veren ülkelerin aynı yıllarda 2.5 Trilyon doların üzerindeki geliri ile kıyaslandığı zaman ve üstüne karlılığı ve verimliliği de eklediğiniz zaman, Kodlama diye; üzerine akıl ve proje eklenmemiş salt fikri bilgisayarcaya çevirmek olan Hindistan tipi bir modeli, eğitim sistemimize çook büyük bir atılım! diye pompalama hatasına ve algı yanılgısına düşmeyelim lütfen.

Çünkü görüyorum, TV’lerde ekonomi, para, konulu gizli sponsorlu ağzı gereğinden fazla laf yapan meşhurlar! bile bu “kodlama” konusunu bu tarafı ile göstermek yerine “bakın kodlama öğretin çocuklara, bu işi öğreten pahalı okulları tercih edin, yoksa PISA testlerinde bak aman haaa..” minvalinde bir şeyler söyleyip duruyorlar, “bir Dakka bu kodlama değil, fikri algoritma konusu çok daha stratejik ve önemli” diyenleri de sosyal medyadaki sayfalarında engelleyip susturmaya çalışıyorlar ama sonra söylemlerine da algoritmayı bilgiç bilgiç ekliyorlar.

Gelecek yazımda bu fikri algoritma ile ne anlatmak istediğimi ve neden çok önemli ve stratejik bir konu olarak gördüğümü anlatacağım.

Her anın tadını çıkartın